Hz. Musa’nın Firavun’un Boğulması, Ye’cûc ve Me’cûc ile Zülkarneyn Kıssası Bağlamında Nil-Kızıldeniz Kanalı Üzerine Bir Hipotez
Kur’ân-ı Kerîm’in Kehf Sûresi 83-98. âyetlerinde anlatılan Zülkarneyn kıssası, klasik tefsirlerde genellikle Ye’cûc ve Me’cûc’e karşı Kafkaslar veya Orta Asya’da inşa edilen bir set olarak anlaşılır. Ancak âyetlerin bazı ifadeleri (iki dağ arası, sed, berzah, acı-tatlı su ayrımı, “her yükseltmeden akın etme”) ve kıssanın genel bağlamı, Mısır coğrafyası ve antik Nil-Kızıldeniz kanal sistemiyle ilişkilendirilebilir bir okuma imkânı sunar.
Zülkarneyn kıssasında güneşin battığı yer (mağrib eş-şems) ve doğduğu yer (matlia’ eş-şems) tasvirleri, klasik tefsirlerde genellikle Atlas Okyanusu ucu ve Uzak Doğu kurak bölgeleri olarak alınsa da, Arap coğrafya terminolojisiyle okunduğunda çok daha anlamlı ve simetrik bir tablo ortaya çıkıyor:
- Batı ucu → Maghreb Arapçada mağrib kelimesi doğrudan “gün batımı yeri / batı” anlamına gelir. Bugün Fas’ın resmi Arapça adı الْمَمْلَكَةُ الْمَغْرِبِيَّةُ (al-Mamlakah al-Maghribiyyah) yani “Maghreb Krallığı” veya **“Gün Batımı Krallığı”**dır. Bu isim, Arap coğrafyacılarının bölgeyi Şam/Bağdat merkezine göre “en uzak batı / güneşin battığı en uç yer” olarak tanımlamasından gelir. Fas, Atlas Okyanusu kıyısında dünyanın batı ucuna en yakın İslam ülkelerinden biri olduğundan, Kehf 86’daki “kara balçıklı gözede batıyor” tasviriyle de uyumlu (okyanus ufkunda sis-pus etkisiyle kara balçık gibi görünüm).
- Doğu ucu → Horasan Eski Farsçada خُرَاسَان (Khurāsān) kelimesi khur (güneş) + āsān (doğmak) → “güneşin doğduğu diyar” anlamına gelir. Horasan bölgesi (İran kuzeydoğusu, Afganistan batısı, Türkmenistan güneyi) tarih boyunca “güneş ülkesi” olarak anılmıştır. Güneyindeki aşırı sıcak çöller (Deşt-i Lut, Deşt-i Kevir) ise “kendilerine siper yapılmamış kavim üzerine doğuyor” (Kehf 90) tasvirine tam uyar: Açık, düz, gölgesiz, yakıcı bir bölge.
Mısır’ın (özellikle Kahire-Nil-Süveyş hattı) bu iki ucun tam ortasında yer alması tesadüf değil:
- Batıda Maghreb → Akdeniz üzerinden Avrupa’ya açılan kapı (gün batımı yönü).
- Doğuda Horasan → Kızıldeniz üzerinden Hindistan ve Doğu’ya açılan kapı (gün doğumu yönü).
- Mısır tam bu iki “güneş ucu” arasındaki ticaret köprüsü konumunda: Nil, Akdeniz ve Kızıldeniz’i birbirine bağlıyor.
Bu yazı, klasik tefsirlerin dışında kalan, ancak tamamen Kur’ân metnine, âyetlerin lafız ve mecazına, tarihî-coğrafî gerçeklere dayanan bir hipotez sunmaktadır:
Zülkarneyn’in seddi, Nil Nehri ile Kızıldeniz arasındaki antik kanalın (Firavunlar Kanalı) kontrol mekanizması / çift yönlü kilit sistemi olabilir. Bu sistem sayesinde acı su (Kızıldeniz) tatlı suya (Nil) yayılmamış, kanal iki yönlü çalışabilir hale gelmiş, tarım arazileri tuzlanmadan korunmuş ve Mısır’ın antik dünyanın en büyük ticaret merkezi olma özelliği devam etmiştir.
Hipotez, âyetlerin lafzını ve Kur’ân’ın başka yerlerindeki ilgili ifadeleri (Furkân 53, Rahmân 19-20, Enbiyâ 96) merkeze alarak savunulacaktır.
1. Ye’cûc ve Me’cûc’ün Mecazi Anlamı ve Kanal Sorunu
Ye’cûc ve Me’cûc kelimeleri Arapça “ecc” ve “mcc” köklerinden gelir. Bu kökler şu anlamları içerir:
- Acı, tuzlu, yakıcı su (ucâc)
- Yayılan, dağılan, sel gibi akın eden
- Bozucu, zarar veren, ateş gibi tutuşup yayılan
Kur’ân’da Enbiyâ Sûresi 96. âyet şöyle der:
حَتَّىٰٓ إِذَا فُتِحَتْ يَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ وَهُم مِّن كُلِّ حَدَبٍ يَنسِلُونَ “Nihâyet Ye’cûc ve Me’cûc’ün seddi açıldığında, onlar her yükseltmeden / her kabarık yerden akın ederler.” (Enbiyâ, 96)
Buradaki “min kulli hadabin yensilûn” ifadesi, “her hadab’dan (yükseltmeden, kabarıklıktan, şişkinlikten) inerler / yayılırlar” demektir. “Hadab” kelimesi tepe/höyük anlamının yanı sıra her türlü kabarıklık / yükselme anlamı taşır. Bu, dalga tepesi, su kabartısı, gelgit yükselişi gibi mecazi bir okuma için kapı aralar.
Aynı sûrenin 99. âyetinde ise kıyamet günü tasvirinde şöyle buyrulur:
وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ فِي بَعْضٍ “O gün onları bırakırız, dalga dalga birbirlerine karışırlar…” (Enbiyâ, 99)
Bu “mevcen yemûcûne” (dalga dalga çalkalanma) ifadesi, Ye’cûc-Me’cûc’ün yayılmasının dalga gibi ileri-geri, hücum edip geri çekilme hareketine benzediğini gösterir. O gün yani Firavun ve ordusunun boğulacağı gün sed açılır ve iki deniz dalga dalga kavuşur anlamı olacağı gibi Suveyş kanalının yapımı ile Akdeniz ile Kızıldeniz doğrudan birbirine bağlanmıştır, dalga dalga birbirlerine karışacağı anlamı da vardır.
Antik Nil-Kızıldeniz kanalının (Firavunlar Kanalı) kronik sorunları tam bu tasvire uyar:
- Kızıldeniz’in tuzlu (acı) suyu Nil’e karışırsa tarım arazileri tuzlanır.
- Gelgit etkisiyle su bir ileri bir geri hareket eder, tuzlu su yayılır.
- Çöl kumları kanalı doldurur, yol tıkanır.
- Bu “acı suyun yayılması” ve “dalga gibi ileri-geri hücumu” tarımı ve ticareti tehdit eder.
Dolayısıyla kavmin Zülkarneyn’den “bizimle onlar arasında sed yap” demesi, bu acı su yayılmasına karşı kalıcı bir engel istemek anlamına gelebilir.
2. “İki Su Arası” ve “İki Deniz Arası” Berzah
Kur’ân’da acı-tatlı su ayrımı şöyle anlatılır:
وَهُوَ الَّذِي مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ هَٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ وَهَٰذَا مِلْحٌ أُجَاجٌ وَجَعَلَ بَيْنَهُمَا بَرْزَخًا وَحِجْرًا مَّحْجُورًا “O, iki denizi (iki suyu) salıverendir: Bu tatlı, susuzluğu gidericidir; şu tuzlu ve acıdır. Aralarına bir berzah (engel) ve aşılmaz bir sınır koymuştur.” (Furkân, 53)
Aynı tema Rahmân Sûresi’nde tekrarlanır:
مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِ بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَّا يَبْغِيَانِ “İki denizi (iki suyu) salıvermiştir; birbirine kavuşurlar. Aralarında bir berzah vardır, birbirine geçip karışmazlar.” (Rahmân, 19-20)
Burada “bahreyn” (iki deniz) denmesine rağmen âyet hemen tatlı (azb) ve acı/tuzlu (milh ucâc) su tarifine geçer. Bu, vurgunun “deniz”den ziyade “iki farklı su türü” üzerinde olduğunu gösterir.
Mısır coğrafyasında bu “iki su”:
- Tatlı su → Nil Nehri
- Acı su → Kızıldeniz
Ama kanal sistemi sayesinde Akdeniz de devreye girer:
- Nil → Akdeniz’e doğal olarak dökülür.
- Antik kanal → Nil’i Kızıldeniz’e bağlar.
Dolayısıyla “iki deniz” ifadesi Akdeniz ile Kızıldeniz arasındaki doğal ve yapay ayrımı da kapsayabilir. Mısır tam bu iki deniz arasındaki köprü konumundadır.
3. Zülkarneyn’in Seddi: İki Su / İki Deniz Arası Kontrol Sistemi
Kehf Sûresi 94-97’de kavim şöyle der:
قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ إِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلَىٰٓ أَن تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّا “Dediler ki: Ey Zülkarneyn! Ye’cûc ve Me’cûc bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onlar arasında bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi?”
Zülkarneyn kabul eder ve şöyle yapar:
آتُونِي زُبَرَ الْحَدِيدِ ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا سَاوَىٰ بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انفُخُوا ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا جَعَلَهُ نَارًا قَالَ آتُونِي أُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًا “Bana demir kütleleri getirin… Nihayet iki set (iki dağ) arasını doldurunca: Körükleyin! dedi. Nihayet onu ateş gibi yapınca: Bana erimiş bakır getirin, üzerine dökeyim, dedi.” (Kehf, 96)
Hipotezimize göre:
- “Beyne’s-seddeyn” (iki set / iki dağ arası) → İki kıta arası (Afrika-Asya) veya iki su arası (Nil ile Kızıldeniz).
- Demir blok + erimiş bakır → Paslanmaz, su geçirmez, çok dayanıklı metal kompozit kapı/engel.
- Ek olarak katran/zift → Sızdırmazlık ve esneklik (antik gemi yapımında standart).
Bu, çift yönlü kilit sistemi (lock) gibi çalışır:
- Kanalın dar bir noktasında iki kapı arası “oda” oluşturulur.
- Kapılar demir-bakır-katran kompozitiyle yapılır.
- Su seviyesi kontrollü tutulur → gemiler iki yönlü geçer.
- Tuzlu su yayılmaz → acı su tatlı suya karışmaz.
- Gelgit ileri-geri olsa da kapılar kontrol altında tutulur.
Kehf 93’teki “lâ yekâdûne yefkahûne kavlâ” ifadesi, İsrailoğulları’na (özellikle Musa dönemi sonrası gruplara) atfedilen Kur’ânî eleştirilerle (Bakara 88, Nisâ 46, Mâide 13) paralellik gösterir. Bu kavim, kanalın doğu ucunda (Nil Deltası doğusu, Wadi Tumilat civarı) yaşayan topluluk olabilir – hem yardım isteyen mazlum taraf, hem de inatçı/bozucu yönüyle anılan bir grup.
4. Hz. Musa’nın Geçiş Mucizesi ve Kanalın Tekrar Açılması
Hipotezin uzantısı: Zülkarneyn’in seti/kapısı kapatılır → kanalın bir bölümü boşalır veya su seviyesi düşer → kuru yol oluşur. Hz. Musa ve İsrailoğulları bu yoldan geçer. Firavun ordusu girince set/kapı açılır → su hızla dolar, ordu boğulur.
Kur’ân tasviri şöyle:
فَأَوْحَيْنَا إِلَىٰ مُوسَىٰ أَنِ اضْرِب بِّعَصَاكَ الْبَحْرَ ۖ فَانفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ “Biz Musa’ya: Asanla denize vur, dedik. Deniz derhal yarıldı; her parça büyük bir dağ gibi oldu.” (Şuarâ, 63)
وَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِهِ فَغَشِيَهُم مِّنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْ “Firavun ordusuyla onları takip etti, deniz onları sardı.” (Şuarâ, 66)
Bu tasvir, kanalın ani açılmasıyla suyun sel gibi dolması ve orduyu kaplamasıyla uyumludur. Doğal kanal boşaltma/açma mucizevi boyutu taşımaz; ilahi müdahale şarttır. Ancak Zülkarneyn’in seti, bu mucizenin fiziksel aracı olarak düşünülebilir.
Sonuç
Mısır’ın Kahire-Nil-Süveyş hattı, antik dünyanın en büyük ticaret merkeziydi çünkü Akdeniz (güneşin battığı Maghreb – Gün Batımı Krallığı) ile Kızıldeniz (güneşin doğduğu Horasan – Güneşin Doğduğu Diyar) arasındaki köprüydü. Nil-Kızıldeniz kanalının tıkanması veya tuzlu su yayılması bu merkezi çökertirdi.
Zülkarneyn’in demir-bakır seti, bu sorunu çözen bir kontrol mekanizması olarak okunabilir: Acı su yayılmasını önler, tatlı su korunur, kanal iki yönlü çalışır, ticaret devam eder. Bu okuma, Kur’ân’ın “iki su arası berzah” (Furkân 53, Rahmân 19-20) ve “her yükseltmeden akın” (Enbiyâ 96) ifadeleriyle tarihî gerçekleri birleştirir.
Hipotez, klasik tefsirlerin dışında kalsa da, kıssanın ibret yönünü güçlendirir.
Elbette kesin bilgi Allah katındadır.










